The Devils (Şeytanlar) 1971
| ![]() ![]() ![]() |
"The Devils" isimli
meşhur ve tartışmalı film 1971 yılında yönetmen Ken Russell tarafından
çekilmiştir.
Sinema tarihinde dini
baskıyı, cinselliği ve siyasi oyunları konu alan meşhur başyapıt ise orijinal
adı The Devils (Şeytanlar) olan 1971
yapımı bu İngiliz filmidir.
17. yüzyıl Fransa'sında yaşanan gerçek tarihi olaylara
(Loudun Cadı Mahkemeleri) dayanan bu kült filmin özeti ve eleştirileri şu
şekildedir:
Filmin
Özeti
Film, Aldous
Huxley’nin "The Devils of Loudun" kitabından uyarlanmıştır.
Hikaye, Kral XIII. Louis ve güçlü Başbakan Kardinal Richelieu’nun, Fransa'daki
bağımsız şehirlerin surlarını yıkarak merkezi otoriteyi güçlendirmek
istemesiyle başlar.
·
Direniş ve
Rahip Grandier: Loudun şehri, surlarının
yıkılmasına karşı direnir. Şehrin yönetimini üstlenen yakışıklı, karizmatik ama
günahkar rahip Urbain Grandier (Oliver Reed), halkı örgütleyerek kralın
ordusuna kafa tutar.
·
Takıntı ve
İftira: Şehirdeki manastırın kambur ve cinsel olarak
bastırılmış başrahibesi Rahibe Jeanne (Vanessa Redgrave), rahip
Grandier'ye gizli bir aşk ve cinsel takıntı beslemektedir. Grandier'nin başka
bir kadınla gizlice evlendiğini duyunca kıskançlık krizine girer.
·
Şeytan Çıkarma
Tiyatrosu: Durumu fırsat bilen devlet ve
kilise yetkilileri, Rahibe Jeanne'ı manipüle eder. Jeanne, Rahip Grandier’nin
kendisine büyü yaptığını ve manastıra şeytan ortak ettiğini iddia eder.
Manastırdaki diğer rahibelerin de katıldığı kitlesel bir histeri (delilik)
dalgası başlar.
·
Trajik Son: Rahip Grandier, kurulan sahte bir mahkemede cadılık
ve büyücülükle suçlanır. Ağır işkencelere rağmen suçlamaları kabul etmez ve
diri diri yakılarak idam edilir. Onun ölümüyle şehrin savunması düşer ve surlar
yıkılır.
Sinema
Eleştirileri ve Tepkiler
The Devils, sinema tarihinin en çok sansürlenen, yasaklanan
ve üzerinde en çok tartışılan filmlerinden biridir. Döneminde Vatikan
tarafından "Katolik karşıtı ve kutsal değerlere hakaret" gerekçesiyle
tamamen aforoz edilmiştir.
·
Siyasi Bir
Eleştiri: Eleştirmenlerin büyük kısmı,
filmin aslında dinle değil, güç ve otoriteyle ilgili olduğunu belirtir.
Film; devletin ve kilisenin kendi çıkarları ve halkı kontrol etmek için dini,
korkuyu ve batıl inançları nasıl bir silah olarak kullandığını kusursuzca
gösterir.
·
Görsel Deha ve
Rahatsız Edicilik: Yönetmen Ken Russell, grotesk
(tuhaf/çirkin) ve şok edici bir anlatım tarzı seçmiştir. Filmdeki devasa beyaz
duvarlı set tasarımları (ünlü yönetmen Derek Jarman tarafından yapılmıştır) ve
çılgın şeytan çıkarma sahneleri görsel birer başyapıt olarak kabul edilir.
Ancak sahnelerin aşırı şiddet, çıplaklık ve cinsellik içermesi, birçok izleyici
ve geleneksel eleştirmen (örneğin Roger Ebert) için filmi "izlemesi çok
zor ve itici" kılmıştır.
·
Oyunculuk
Performansları: Oliver Reed'in dik duruşlu
rahip rolündeki performansı ve Vanessa Redgrave’in bastırılmış duygularla
deliren rahibeyi canlandırışı sinema tarihinin en güçlü oyunculukları arasında
gösterilir
Özet Konusu
1634 yılında, Huguenot isyanlarının ardından
Fransa'da , Fransız Katolik devlet adamı Kardinal
Richelieu, daha fazla güç kazanmak amacıyla Kral XIII. Louis'i etkilemeye
çalışır . Richelieu, Fransa'nın feodal beylerinin gücünü
sistematik olarak azaltarak ve ülkenin yönetimini merkezileştirerek otoritesini
pekiştirmeyi amaçlar. Louis'i, Protestanların ayaklanmasını önlemek
için Fransa genelindeki şehirlerin surlarının yıkılması gerektiğine ikna eder.
Louis kabul eder, ancak Richelieu'nun Loudun'un surlarında
yıkım yapmasını yasaklar ; çünkü Loudun Valisi şehre zarar vermeyeceğine
dair söz vermiştir.
Bu sırada,
Katoliklerin ve Huguenotların uyum içinde yaşadığı Loudun'da, vali
ölmüş ve şehrin yönetimini ahlaksız, gururlu ve popüler bir rahip olan Urbain
Grandier'e bırakmıştır. Grandier , kasabadaki bir diğer
rahip olan Canon Jean
Mignon'un bir akrabasıyla ilişki yaşamaktadır ; ancak Grandier, yerel Ursuline manastırının
baş rahibesi ,
nevrotik, kambur Rahibe Jeanne des
Anges'in kendisine cinsel olarak takıntılı olduğunun farkında
değildir. Jeanne, Grandier'den manastırın yeni günah çıkarıcısı olmasını
ister . Grandier gizlice başka bir kadınla, Madeleine De Brou ile evlenir,
ancak bu haber Jeanne'e ulaşır ve Jeanne kıskançlığa kapılır. Madeleine,
Jeanne'in daha önce kendisine ödünç verdiği Ursuline kurucusu Angela
Merici'nin bir kitabını geri verdiğinde , baş rahibe ona
saldırır ve onu " zina yapan "
ve " kutsal değerlere saygısızlık eden "
olmakla suçlar.
Baron Jean de
Laubardemont, Grandier'in durdurma emrini hiçe sayarak şehrin surlarını yıkma
emriyle gelir. Grandier, şehrin askerlerini çağırır ve Kral Louis'den yıkım
emri gelene kadar Laubardemont'u geri adım atmaya zorlar. Grandier, Kralı
ziyaret etmek için Loudun'dan ayrılır. Bu arada, Rahip Mignon, Jeanne'e yeni
günah çıkarıcıları olacağını söyler. Jeanne, Mignon'a Grandier'in evliliğini ve
ilişkilerini anlatır ve ayrıca istemeden Grandier'i büyücülükle ve kendisine musallat olmakla
suçlar; Mignon bunu Laubardemont'a iletir. Bu süreçte, bilgiler Grandier'in
manastırı büyülediği ve Şeytanla iş
birliği yaptığı iddiasına indirgenir . Grandier Loudun'dan
uzaktayken, Laubardemont ve Mignon ona karşı kanıt bulmaya karar verirler.
Laubardemont, sorgulamaları
sapkın " şeytan çıkarma "
eylemlerini içeren, kurbanlarına zorla lavman yaptırmayı da
kapsayan "profesyonel cadı avcısı " Peder Pierre Barre'ı çağırır. Jeanne,
Grandier'in kendisine büyü yaptığını iddia eder ve diğer rahibeler de aynı şeyi
söyler. Bir kilisede halka açık bir şeytan çıkarma ayini başlar; rahibeler
kıyafetlerini çıkarır ve "dini" bir çılgınlık haline
girerler . Dük Henri de Condé (aslında kılık değiştirmiş Kral Louis),
rahibeleri ele geçiren "şeytanları" kovabilecek kutsal bir emanet taşıdığını
iddia ederek gelir. Barre daha sonra emaneti kullanarak rahibeleri
"şeytan çıkarır" ve rahibeler iyileşmiş gibi davranırlar - ta ki
Condé/Louis, emaneti içerdiği iddia edilen kutunun boş olduğunu ortaya çıkarana
kadar. Ardından, cin çarpması ve şeytan çıkarma ayinleri aralıksız devam eder
ve rahibelerin yüksek sunağın üzerindeki haçı indirip onunla
mastürbasyon yaptığı büyük bir orgiye dönüşür.
Mignon, bu kutsal değerlere saygısızlık içeren kaostan hem şok olur hem de
tahrik olur.
Kaos sırasında Grandier ve
Madeleine geri döner. Grandier, rahibeleri büyülediğini reddeder ve Jeanne'i
suçlar, ancak yine de kendisi ve Madeleine tutuklanır. Rahibeler manastıra geri
gönderilir ve Jeanne kendini asmaya çalışır
, ancak ölmeden önce kurtarılır. Bir göstermelik yargılamanın ardından
Grandier'in saçları tıraş edilir ve işkence görür. Hakimler Grandier'i kazıkta
yakılarak ölüme mahkum eder . Laubardemont ayrıca şehrin
surlarını yıkmak için izin almıştır. Suçlamaları itiraf etmesi için baskıya
rağmen Grandier reddeder ve halk önünde kazıkta yakılmak üzere götürülür.
Celladı, ateşle ölmesine izin vermektense onu boğarak öldüreceğine söz verir,
ancak Barre ateşi kendisi başlatır ve Grandier'in masumiyet olasılığından
dolayı gözle görülür şekilde paniğe kapılan Mignon, Grandier'i boğmak için
kullanılmadan önce ilmeği sıkıca çeker. Grandier yanarken, Laubardemont patlayıcıların
ateşlenmesini emreder ve şehir surları havaya uçurulur, bu da eğlenen şehir
halkının kaçmasına neden olur.
İdamdan sonra
Barre, cadı avı faaliyetlerine Yeni Akitanya'nın Vienne
bölgesinde devam etmek üzere Loudun'dan ayrılır . Laubardemont, Jeanne'e
Mignon'un Grandier'in masum olduğunu iddia ettiği için bir akıl hastanesine
kapatıldığını ve "aksini kanıtlayacak imzalı bir itiraf olmadığı için
herkesin aynı fikirde olduğunu" söyler. Ona Grandier'in kömürleşmiş uyluk kemiğini verir
ve ayrılır. Jeanne kemiği öper ve onunla mastürbasyon yapar. Serbest bırakılan
Madeleine, Loudun surlarının enkazının üzerinden sendeleyerek harap olmuş
şehirden dışarı çıkar.
Bu film Neden Çekildi
Yönetmen Ken Russell’ın asıl
amacı kesinlikle Hristiyanlık dinini, dindar insanları veya rahibeleri
"kötülemek" ya da onlara saldırmak değildi. Zaten Ken Russell'ın kendisi de Katolik inancına
sahip bir sinemacıydı.
Onun bu filmi böylesine şok edici ve abartılı bir
görsellikle çekmesinin ardındaki asıl felsefe, "Din ile Devlet gücü evlendiğinde ortaya çıkan
canavarlığı" dünyaya göstermekti.
Filmin arkasındaki asıl amaçları ve Russell'ın neden
bu yöntemi seçtiğini şu başlıklarla açıklayabiliriz:
1. Din Sömürüsü ve Politik
İkiyüzlülük (Asıl Hedef)
Filmde kötü gösterilen şey Hristiyanlık değil; din
maskesi takmış politikacılar ve güç delileridir.
- Kardinal Richelieu ve Kral, bağımsız bir şehri
(Loudun) ele geçirmek için askeri güç kullanamayınca dini bir yalan
uydururlar.
- Halkı galeyana getirmek, bağımsızlık yanlısı
Rahip Grandier'yi ortadan kaldırmak için "Şeytan" ve
"Cadılık" kavramlarını birer siyasi silah olarak
kullanırlar.
- Russell, devletin kendi çıkarları için kutsal
değerleri nasıl kirlettiğini ve insanları acımasızca harcadığını anlatmak
istemiştir.
2. Kitlesel Histeri ve Akıl
Tutulması
Film, bastırılmış duyguların, kıskançlığın ve
cehaletin birleştiğinde koskoca bir toplumu nasıl "deliliğe"
sürükleyebileceğini gösterir. Rahibe Jeanne'ın kişisel takıntısı ve cinsel
hırsları, politikacılar tarafından köpürtülerek kitlesel bir tiyatroya
dönüştürülür. Russell, mantığını kaybetmiş bir kalabalığın (mob mentality) ne
kadar tehlikeli olabileceği konusunda izleyiciyi sarsmak istemiştir.
3. Neden Bu Kadar Sert ve
"Rahatsız Edici" Sahneler Var?
Birçok eleştirmen Ken Russell'a "Neden bu
kadar çıplaklık, cinsellik ve çiğ şiddet kullandın?" diye sormuştur.
Russell bu soruya şu felsefeyle yaklaşır: "Tarihte yaşanan bu trajedinin kendisi zaten çok
çirkin, vahşi ve pornografikti. Eğer ben bunu yumuşatarak, estetik ve güzel
sahnelerle anlatsaydım, yaşanan zulmü normalleştirmiş ve sansürlemiş
olurdum." Yönetmen, izleyicinin midesini bulandırarak onları
sarsmayı ve yaşanan ikiyüzlülüğün boyutunu tüm çıplaklığıyla hissettirmeyi
amaçlamıştır.
4. Gerçek Bir İnanç Portresi:
Rahip Grandier
Filmin sonuna dikkat edilirse, filmin tek dürüst ve
gerçek Hristiyan karakteri, tüm günahlarına rağmen Rahip Grandier'dir.
- Engizisyon mahkemesi ve devlet ona "Yalanı
kabul et, büyü yaptığını söyle, canını bağışlayalım" der. Yani
ondan tiyatronun bir parçası olmasını isterler.
- Grandier ise bacakları kemiklerine kadar
kırılmasına ve diri diri yakılacağını bilmesine rağmen "Ben
Tanrı'ya yalan söyleyemem, suçsuzum" diyerek ölümü seçer.
Russell burada aslında sistemin içindeki sahte
dindarlara karşı, kusurlu ama Tanrı'sına sadık kalan gerçek bir inançlıyı
yüceltir.
Özetle; The Devils dine karşı bir film değil; gücü
elinde tutan bürokrasinin, devlet kurumlarının ve yozlaşmış otoritelerin, insan
ruhunu ve inancını nasıl çiğneyip ezdiğini anlatan çok sert bir sistem
eleştirisidir.
« Prev Post
Next Post »

| 

