"Vuslat" Dizisinin Şifreleri (Seyrüsülûkte Yolcunun Uyandırılması)
| ![]() ![]() ![]() |
Merhaba arkadaşlar. Bugün sizlere usat dizisinde seri sülük konusunu anlatacağız. Daha önceki bir videomuzda Matrix filminde seri sülük konusunu anlatmıştık. Serisülük seçilen kişinin, yolcunun bir rehber eşliğinde eğitimi manevi yolculuğudur. Biz bu videoda seri sülük başlangıç aşaması olan uyandırılma aşamasına odaklanacağız. Yolcunun uyandırılması demek onun varlığından, misyonundan haberdar edilmesidir. Musta dizesinde 1inci bölümde yolcuyile ilgili en önemli sahne şu şekilde başlar. Burada yolcu
ölmüştür. Üzerine toprak örtülmektedir. Mezarın başında bulunan şahıslar da inna lillahi ve inna ileyhi raciun. Biz Allah'a aitiz. ona döneceğiz ayetini okumaktadırlar. Yolcu bunu rüyasında görmektedir. Bu ölüm sahnesini. Burada görüldüğü üzere yolcu tabutun içindedir ve üstüne toprak örtülmektedir. Sonra yolcu bunun bir rüya olduğunu anlayarak uyanır. Muslat dizisinde ölüm ve uyku sahnesi ile başlanması önem arz ediyor. Zira uykuyla ölüm arasında ilişki kurulur. Uykuya bir nevi ölüm denir. Uyanmak da
yeniden dirilme anlamındadır. Yolculuk yolcunun uyandırılması ile başlar. Uyandırılan yolcu için geçmişi bir ölüm gibidir. Yok hükmündedir. Artık uyandırıldıktan sonra yeni bir hayata başlamaktadır. Bu adeta bir dirilmektir. O sırada saate bakıyor. Saatin 6 olduğunu görüyor. Sürekli olarak dizide şu vurgulanır. Oyun 6'da başlar. Burada 6 rakamı bir başlangıç rakamı olarak kabul edilmekte. Bizler sayılarla ilgili konulara girmeyeceğiz. Sadece dizide sürekli olarak vurgulanan bu hususa temas etmek istiyoruz.
Yolcu uyandığı zaman buna rehber olacak olan kişi de dizide Salih Baba. O da bundan haberdardır. Sonra saatlerin yanına gelir. Zira Salih Baba bir antika dükkanının sahibidir. Dükkanında birçok saatler bulunur ve bu saatlerin hepsi 6'ya kuruludur ve zamanı gelen saat çalışmaya başlar. Hepsi durmaktadır. Zamanı gelen, vakti gelen saat çalışır. Yanında bulunan Abdullah Efendi'ye şöyle der. Bu sahnede Salih Baba vaktidir değil mi Abdullah Efendi? Vaktidir. Yani yolcunun uyandırılma vakti artık
yolculuğa başlama vakti gelmiştir. Bu bir zaman olur. Zaman da sayısal göstergedir. Dolayısıyla seyrü sülükte sayılar çok büyük önem arz eder. Yolcu önce öldüğüne dair bir rüya görmüştü. Daha sonra onun yavaş yavaş uyandırılması eylemi başlar. Mezarlık ziyareti sırasında rüyasında gördüğü bir şahıs onun arkasından geçerken ki bu Abdullah Efendidir. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun ayetini okur. Bu sırada yolcu rüyasını hatırlar ve rüyasında gördüğü o şahsın aynı kişi olduğunu ve kendisine aynı ayeti okuduğunu fark eder.
Bu bir anormalliktir. Olağanüstü bir durumdur. Bunun üzerine ilgili kişiyi takip etmeye başlar. Şahıs yani Abdullah Efendi eline birtım yapraklar alır. Bunları sayacaktır. Burada yaprak tamamen ayrıntıdır. Önemli olan oradaki sayılardır. 6'dan başlar ve 9'a kadar sayar. Bunun üzerine yolcu der ki, "Neden 6'dan başladın? Birden başlamadı." Abdullah Efendi'nin cevabı oyun 6'dan başlar olur. O sırada yolcu olan kişi rüyasını hatırlar ve rüyada uyandığında saatin 6 olduğunu hatırlar.
Artık yavaş yavaş anormal birtım olaylarla karşılaştığını, olağan dışı birtım durumların içine girdiğini fark eder. O sırada Abdullah Efendi de yanından ayrılmıştır. Ayrıldığını fark etmeyen yolcu bunu mezardaki bir çocuğa sorar. Burada der Abdullah Efendi diye biri vardı. Şu an nerede? Çocuk da Abdullah Efendi'nin bir antikacının yanına takıldığını söyler. Mezarlığa yakındır bu yer. Filmin başka bir sahnesinde bu sefer yolcu Salih Baba'nın sahibi olduğu Antika dükkanının yakınlarına gelir. Bu sırada
Abdullah Efendi kendini gösterir. Burada amaç yolcunun dikkatini çekmek, onu düşünmeye sevk etmektir. Buraya kadar yapılan bütün eylemler hep böyledir. Çünkü artık farklı bir şey başlamak üzeredir. Yolcu tabii ki rüyasında gördüğü şahısla ikinci defa karşılaştığında onu takip eder. Çünkü bir mirak uyanmıştır. Buraya geldiğinde kendisini uzun yıllardır uzaktan takip eden ve gerçekle tanıyan ama yolcunun tanımadığı Salih Baba bulunmaktadır. Salih Baba dışarı çıkar ve hoş geldin der. Sonra içeri girerler.
Neden buraya geldin diye sorar. Şimdi yolcu bu soruya ben rüyamda bir adam gördüm. O adam buraya girdi diyemez. Çünkü bu çok anormal bir şeydir. Bunun yerine buraya bir adam girdi der. Salih Baba da onun Abdullah Efendi olduğunu söyler. Deliye benzeyen bir şahsa efendi sıfatının verilmesi yolcuya garip gelir, yadırgar. He evet Abdullah Efendi diyerek yadırgar şekilde onu tasdik eder. Neden aramıştın diye sorar Salih Baba bu soruya tam olarak cevap vermekten çekinir yolcu. Çünkü demin de ifade ettiğimiz gibi rüyasında
gördüğü bir kişiyi takip ettiğini söylemek kişinin biraz delilikle yaftalanmasına sebep olacaktır. Bunun yerine şöyle der: "A hiç aslında yürürken dikkatimi çekti. Sonra kendimi dükkanın önünde buldum gibi bir ifade kullanır. Bunun üzerine Salih Baba yolculuğun rüyayla başladığını farkındadır. Kendisine şu soruyu sorar. Çok rüya görür müsün evlat? Dikkat edilirse gerçekte sen rüyanda Abdullah Efendi'yi gördün ve onunla tekrar karşılaştığında onu takip ettin şeklinde doğrudan bir ifade kullanmak yerine
dolaylı ancak hedefe götürücü, merak uyandırıcı, düşündürücü bir ifade kullanır. Çok rüya görür müsün evlat? Bu aslında sen rüyanda gördüğün bir kişiyi takip ediyorsun anlamına gelir. Ancak başka taraflara da çekilebilir. Salih Baba ise ben meselenin farkındayım tavrı sergiler. O şekilde bakar. Bunun üzerine yolcu oradan uzaklaşmak ister. Çünkü karşılaştığı şey ona ürperti verir. İçinde bir ürperti olduğu için olduğu yerden ayrılır. Çünkü kendisinin rüya gördüğünün farkına varılması bu kişide merak uyandırdığı gibi bir de korku
uyandıracaktır. O yeri terk etmek ister. Salih Baba arkasından bari çayını içseydin der. Başka zaman gelirim der yolcu. O zaman Salih Baba der ki, "Yolu öğrendin." Evet yolu öğrendi. Zaten burada amaç yolcuya öncelikle gideceği yolu öğretmektir. Salih Baba'nın antikadikanı da bir dergahtır. O yolu öğrenmiştir. Bunun üzerine yolcu, "Teşekkür ederim, tekrar gelirim." der. Fakat dışarı çıktığı zaman böyle bir şey nasıl olabilir?" diyerek o hayreti tekrar hisseder. Burada
çok dikkat çekici olan bir şey vardır. Gerçekler birdenbire söylenmez. sürekli dolaylı olarak ifade edilir. Merak uyandırmak ve düşündürmek maksadıyla sözler söylenir. Zira olağanüstü gerçeklerle kişi karşılaştığı zaman onları inkar etme eğilimi gösterir. Veya kişide olağanüstü hakikatler birdenbire olduğunda ağır hasarlar bırakabilir. Nitekim bu karşılaşmasında Salih Baba bu konuyu gündeme getirmiştir. Bunun yerine tedrici bir metot takip edilir. Bu tedrici metotun takip edileceğini birinci bölümün sonlarına doğru bir
sahnede bize anlatırlar. Bu sahnede bir kadın vardır. Bu kadının yanına gelir Abdullah Efendi. Kadın der ki, "Ben ne yapacağım?" Abdullah Efendi ona, "Sakın olazanla kapılıp hüküm verme." der. Ve sonra bir şey daha söyler. Önünde kuşlar vardır. Bütün yutamazlar. Parçalara bölerek ver. Tabii kadın bunu tam olarak anlamaz. Burada kastedilen kuşlara büyük bir ekmek verdiğimiz zaman onu yiyemezler. Bunun yerine onu parçalarak bölerek veririz. İnsan da hakikatin bilgisini birdenbire alamaz.
Bunu parçalara bölerek o şahsa veririz. O parçalar zamanla birleşip bir bütün haline gelmeden, bilgi tam olarak kendisine verilmeden bir parçayı alarak hükme varması onu yanlışa sevk eder. Bu bir nevi parçacı metot diyebiliriz. Oysa meselenin anlaşılması için ona bütüncül bakmak gerekir. Bu da birdenbire verilmediği için bütüncül bilgi parça parça verildiği için şahsın aceleici davranmaması ve beklemesi gerekmektedir. Efendim Musat dizisi ile ilgili benim anlatacaklarım bu kadar. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Önceki Yazı
« Prev Post
« Prev Post
Sonraki Yazı
Next Post »
Next Post »

| 

